Aşk Üzerine

Bağlam Psikolojik Danışmanlık Merkezi Muğla Marmaris’de Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı(Çift, Aile, Çocuk ve Ergen Sorunları) Bahar Erden'in“Aşk üzerine”yazısı

Aşk Üzerine

Aşk ile ilgili, aşkın oluşumu, varolup olmadığı, nasıl bir süreç olduğu ile ilgili pek çok teori, felsefi görüş, ve basılı yayın var. Herkes hemfarklı, hem pek çok benzer yönü olan tanımlar yapıyor. Kimi bilimsel yani deneylere dayanıyor, kimisi yazanın subjektif deneyimlerinden ortaya çıkıyor. Bir bilim insanı ve felsefe eğitimi almış biri olarak pek çoğunun arkasında olsam ve ne kadar kıymetli olduklarını bilsem de, en çok Şems-i Tebrizinin tanımlamalarından ve aşkı anlamlandırmasından etkileniyorum. Çünkü o duyguyu yaşarken ona kattığımız bireysel anlamlar aslında aşık olduğumuz kişiyi belirginleştiriyor ve bizi derinleştiriyor bence. Sırf bu yüzden tanımlamak zor olabiliyor eğer o anda veya öncesinde o yoğun duyguları yaşamıyorsanız. Ya da o kişiye neden aşık olduğunuzu anlamlandıramıyorsunuz. Çünkü anlamlandırabilmek dolayısı ile tanımlayabilmekte bence kendini iyi tanımakla, kendinin farkında olmakla alakalı. Pek çok insanın "neden o bilmiyorum" demesi de bence bu yüzden.

Amerikan Psikolog Robert Sternberg "aşk bir öyküdür" der. Buna katılıyorum. İnsanların kafasında zamanla, deneyimlerinin ve çevresinin de etkisi ile, yaşamak istediği yani ideal aşk ile ilgili bir öykü oluşur. Aşık olduğumuz kişi ise bu öyküye en çok uyan kişidir. Çünkü hayal ettiğimiz öyküyü yaşamak isteriz. İdeal aşk öykümüz ile gerçek yani o anda yaşadığımız aşk öyküsü ne kadar örtüşüyorsa o kadar doyum verir o ilişki. Örtüşmediği oranda da mutsuzluk ortaya çıkar. Eğer kendi yarattığımız öyküde partnerimizin bizi şımartması, sürekli ilgi göstermesi, beklenmedik süprizler yapması, mucizeler yaratması gibi davranışlar belirgin ise, ve benzer yaşam biçimleri ve ortak hayallerin varlığı söz konusu ise, bu öykünün kahramanları için aşk olasılığı yüksektir. Yani hiç bir ilişki tesadüfen yaşanmıyor.

Bazen çiftlerden biri, ideal öyküsündeki kahramanın rolü yaşadığı öyküye uymadığı halde o ilişkide kalmakta ısrar eder. O zaman aşk dönüşür. Adı aşk değildir artık. Elbette bunun altında yatan sebepler vardır ki bunlar sosyal statü, maddi imkanlar, yalnız kalmak istememek gibi ve daha pek çok sebep olabilir. Yaşamakta olduğu ilişkiyi ideal ilişkisine uydurmak için yine de çabalar. Bunu da başaramazsa ilişkiyi bitirir ya da mutsuzluğunu sürdürmeye devam eder.
Bazen de çiftlerin sürekli olarak çatışmalar yaşadığını, buna rağmen ayrılamadıklarını görürüz. Çatışmalarından haberdar olan yakınlarına, dostlarına sorsanız “ayrılmaları en doğrusu” gözükür. Ancak bilmedikleri şudur ki onlar ilişkilerini bir "savaş ve mücadele" olarak öykülendirmişlerdir. İlişkilerini bu şekilde yaşamak çok ta rahatsız etmez onları. Eşinden şiddet gördüğü halde hala onu sevdiğini söyleyen pek çok kişi vardır mesela. Böyle durumlarda onları yargılamak ya da akıl vermek yerine kendi öykülerinde erkeğin nasıl bir rolü olduğunu anlamaya çalışmak önemli. Belki de ona göre "erkek, şiddetle, otorite ile varlığını hissettirmeli."

Çiftlerle ve eşlerle çalışırken önemli olan öykülerinin onlar için yanlış ya da doğru olup olmadığı değil, ilişkilerinin kendileri ve partnerleri için anlamı, bir birlerini nasıl etkilediği, iletişimleri ve etkileşimleridir. Her biri ile ideal öykülerini ve yaşadığı öyküleri anlayarak ve burdan yola çıkarak çalışırız.

Bağlam Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Bahar Erden
Uzman Psikolog-Çift ve Aile Danışmanı (Çift, Aile, Çocuk ve Ergen)
Muğla-Marmaris
Gsm: 0530 640 2970