Duygulara Odaklı Ebeveynlik, öfke kontrolsüzlüğü

 Marmaris-Muğla'da Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı olan Bahar Erden'in “Duygulara Odaklı Ebeveynlik, öfke kontrolsüzlüğü” hakkındaki yazısı

BU ÖFKE KONTROLSÜZLÜĞÜ NEREDEN GELİYOR?

Araştırmalar gösteriyor ki çocuk sahibi olmak mutluluk unsuru değil, hatta oldukça stresli ve zor. Ebeveyn olduğumuzda bir kaç yön oluyor gideceğimiz ki bu da çeşitli durumlara bağlı olabiliyor.Ya kendi ebeveynlerimize benzemeye çalışıyoruz, ya da tam tersi istikamete gidiyoruz. Bazen dikkat etmemiz gerekenin yönümüz ters istikamete gittiğinde çok uçlara kaymadan tam ortada kalabilmek olduğunu bilmeden…

Gottman’a göre duyguları önemsemeyen bir kültürde yaşıyoruz (Amerikan kültüründen sözeder). Bu bizim Türk kültürü içinde ziyadesi ile geçerli. Duygulardan rahatsızız, duyguları öğretmiyoruz ve daha çok “meli…malı” lar bizim için önemli; yani olmamız gereken, görünmemiz gereken, belli etmemiz gereken, yapmamız gereken gibi…Duyguları önemsememe, ya ebeveynlerin kendi kök ailelerinden deneyimlediği ve bu yüzden bu şekilde rahat hissettiği veya içselleştirdiği bir tutum ya da duygularını ifade etmeyip, duygulara önem vermemenin daha değerli ve kabul edilebilir olduğuna inanmaları sonucu gelişmiş bir durum. Duyguları önemsemeyen yaklasıma şöyle bir örnek uygun olabilir: örneğin aileler çocuğu negatif bir duygu içinde gördüklerinde (üzgün veya öfkeli)bu duygunun üzerine gidip bu duyguyu kabullenmek ve anlamaya calışmak yerine, sırf bir an önce susturmak için örneğin “al sana çikolata, oldu mu? sus artık! Ne istiyorsun?” diyebiliyorlar. Kısacası uğraşmak istemiyorlar.
 
Gottman’a göre duyguları önemsemeyen aileler ya çocuğun duygularını ihmal ediyorlar ya da bu duygular iyice yükselene dek bekliyorlar. Hatta şu şekilde de minimize edebiliyorlar: “ne var bunda üzülecek?” “ne var bunda kafana takacak canım sen çocuk musun?” “bu mu dert ettiğin?” Ya da örneğin çocuk “çok sıcak kazağımı çıkartacağım” dediğinde ebeveyn “hayır değil, hasta olursun” diyebiliyor. 

Duyguları önemseyen ebeveynler olabilmek kendi duygularının farkına varmak, kendi duygularını rahatlıkla ifade edebilmek ve hatta nasıl en olumlu şekilde ifade edebileceğini düşünebilmekten geçiyor. Çocuğunuzun duygularını önemsemek için önce kendinizi önemsemeli, kendi duygularınız üzerinde çalışmalısınız. Kendinizi yansıtamıyorsanız, bunu asla yapamazsınız. Kendinize dönün, bedeninize, içinize odaklanın. Duygularınız orada ….tam kalbinizin ortasında. Bunu başardığınızda duyguları bir öğretme fırsatı olarak görmeniz de kolaylaşacak.

Bazen çocukların duyguları ailelerin gözünü korkutur ve onlarla konuşmak yerine çocuklarının içinde bulundukları duygudan kurtulmak için “çocuk olma” diyerek veya benzer başka biçimlerde onları durdurmaya çalışırlar. Fakat duygulara bir öğretme fırsatı olarak bakarlarsa yapacakları sadece şu tarzda sözel ifadeleri kullanmak olacaktır: “üzgün gözüküyorsun, üzgün mü hissediyorsun?” Bu onlara çocuklarını aktif olarak dinleme fırsatı verir ve artık onları anlamaya çalışma yolunda işin içine girmiş olurlar. Onları “kes artık, odana git” diyerek başından atmaktan çok farklı bir şeydir aktif olarak dinlemek ve anlamaya çalışmak. Onların duygularını anlamaya ve nasıl başedeceklerini öğretmeye doğru bir adımdır ki kendini anlaşılmış ve önemsenmiş hisseden çocuklar daha mutlu, dirayetli, duyguları ile baş edebilen ve duygularını kontrol edebilen bir şekilde büyüyüp gelişsinler. Üzgünlükleri ve öfkeleri ile nasıl baş edeceklerini öğretme fırsatıdır bu. Onlara vurmak, bağırmak, azarlamak yerine- ki bu onlar için sadece kötü bir model olmanıza yol açmayacak aynı zamanda çocugunuzun her alanda ilişkilerini ve geleceğe yönelik başarılarını da etkileyecektir-neler olup bittiğini, ne hissettiklerini anlamaya çalışmaktır.
 
Kızgınlığınızı sergilemenin yerine merakınızı ortaya koyun. Bu sadece çocuğunuzla değil arkadaşlarınızla, eşinizle, veya sevgilinizle olan ilişki için de aynı. Çogu zaman etrafımızda olan istemediğimiz ya da hoşlanmadığımız şeylere karşı tepki gösteririz. Güceniriz, kızarız, yaralanırız, üzülürüz, öfkeleniriz. Karşımızdakinin bu hissettiklerine odaklanmadan sadece tepki göstermemiz kızgınlığımızdır. Merakımızı ortaya koyduğumuzda ise tepki göstermek yerine karşımızdaki kişinin neler hissettiğini bulup anlamaya çalışırız.

Elbetteki duygulara odaklanırken problem davranışa sınırlar da konulacaktır ki burda ideal olan “duygularını ifade etmeni, öfkelenmeni anlıyorum fakat bu duyguları yaşarken başkalarına öfkeni saçmak asla doğru değil” yaklaşımıdır ki bu yaklaşımı benimsemeleri için siz de öfkelendiğinizde onlara (veya başkalarına) bu şekilde yaklaşmayarak rol model olmalısınız. Dolayısıyla en başta söyledigim gibi sizin iyi bir rol model olmanızda kendi duygularınızı iyi tanımanız, onlara nasıl, ve ne şekilde ifade edebileceğinizi iyi bilmeniz ve tereddütte kaldığınızda profesyonel destek almanız çok önemlidir. Eğer söylediklerinizin veya öğrettiklerinizin aksi bir rol model olursanız onlardan tam tersi beklentileriniz olması çok da rasyonel olmaz.

Nasıl bir çocuk yaratmak istiyorsanız öyle olun. Elbetteki çocugunuzun bir de genetik altyapısı var ve onların üzerindeki tek etki bizler değiliz. Fakat bizim etkimiz çok ama çok fazla. Bunu da düşünerek asla “mükemmel” olamayacağınızı bilip yapabileceğinizin en iyisini yapmaya çalışın. Ebeveynler olarak hatalar yaptığımızda en yararlı olan şey aslında uygun bir özür dileme usulü geliştirebilmektir “üzgünüm, sinirimi kontrol edemedim, gerçekten çok stresliydim, bu şekilde konuşmamalıydım” gibi. Eğer bu onarımları yapmazsanız çocuğunuza kötü bir rol modeli olmanın yanında, aranızda boşluklar ve giderek uçurumlar açmaya başlarsınız.

Bahar Erden
Uzman Psikolog  ve Aile Danışmanı
Marmaris/Muğla
Gsm: 0530 640 29 70

Kaynaklar
Gottman, J.M., &DeClaire, J. (1997). The heart of parenting: How to raise an emotionallyintelligent child. London: Bloomsbury.
Gottman, J.M., Katz, L.F., &Hooven, C. (1997). Meta-emotion: How families communicate emotionally. Mahway, NJ: Erlbaum.